Tarihi Zinciriye Medresesinde İpek Yolu ve Hint kumaşı konuşuldu
4.11.2026 12:05:00

Aksaray Üniversitesi tarafından düzenlenen etkinlikte araştırmacı Prof. Dr. Arindam Das, İpek Yolu’nun tarihsel ve kültürel etkileri ile Bengal’in geleneksel kumaş sanatını anlattı. Tarihî Zinciriye Medresesindeki etkinlikte Doğu-Batı etkileşimi de ele alındı. Aksaray Üniversitesi (ASÜ) Sosyal Bilimler Enstitüsü tarafından Aksaray Belediyesi’nin dış paydaşlığında, ASÜ İletişim Fakültesi ve YÖK Bilim Kafe’nin iç paydaşlığında düzenlenen toplumsal katkı faaliyeti kapsamında, dünyaca tanınan araştırmacı Prof. Dr. Arindam Das Aksaray’da ağırlandı. Tarihî Zinciriye Medresesi’nde gerçekleştirilen “İpek Yolu ve Hint Kumaşı” başlıklı seminerde, Bengal bölgesinin dünyaca ünlü muslin ve Jamdani kumaşlarının tarihsel gelişimi, İngiliz sömürgeciliğinin geleneksel dokuma sanatına etkileri, İpek Yolu güzergâhları, kervansaray kültürü ve Doğu-Batı arasındaki sanatsal etkileşimler ele alındı. ASÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü (SBE) Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Selim Karagöz’ün moderatörlüğünü ve çevirmenliğini üstlendiği seminere akademisyenler, öğrenciler ve davetliler katıldı.

Muslin ve Jamdani kumaşlarının tarihsel kökenleri

Seminerde, Bangladeş ve Bengal bölgesinin dünyaca tanınan dokuma sanatının tarihsel derinliğine dikkat çekildi. Bengal pamuğunun geçmişinin antik dönemlere kadar uzandığını belirten Prof. Dr. Arindam Das, MÖ 300’lü yıllara ait Arthaşastra metinlerinde Vanga bölgesinin ince kumaşlarından söz edildiğini, MS 1. yüzyıla ait Periplus kayıtlarında ise Hint Okyanusu üzerinden Batı'ya taşınan değerli pamuklu dokumaların anlatıldığını ifade etti. MS 851 yılında Arap tüccar Süleyman el-Tacir tarafından kaleme alınan eserde, Bengal bölgesinde “bir yüzüğün içinden geçebilecek kadar ince” kumaşların dokunduğuna ilişkin kayıtların bulunduğunu aktaran Das, muslin ve Jamdani kumaşlarının tarihsel ve kültürel yolculuğunu anlattı. Muslin kelimesinin, Batılı tüccarların Bengal pamuklu kumaşlarıyla karşılaştığı Irak'ın Musul kentinden türediğini belirten Das, üretildiği bölgede bu kumaşların inceliği ve hafifliği nedeniyle “şebnem”, “akan su” ve “dokunmuş hava” gibi anlamlara gelen isimlerle anıldığını söyledi. Farsça kökenli Jamdani kelimesinin ise “vazodaki çiçek” anlamına geldiğini ifade etti. Dhakai Jamdani dokuma tekniğinin, ince muslin kumaş üzerine özel atkı iplikleri kullanılarak, herhangi bir yazılı veya çizili desen taslağı olmadan gerçekleştirildiğini anlatan Das, dokumacıların desenleri tamamen zihinlerindeki tasarıma göre ilmek ilmek işlediğini ve bu tekniğin yüksek düzeyde ustalık gerektirdiğini vurguladı.

Babür döneminde altın çağ ve İngiliz sömürgeciliğinin etkileri

Jamdani dokumacılığının Babür İmparatorluğu döneminde önemli bir gelişim gösterdiğini belirten Prof. Dr. Das, Dakka'nın 1610 yılında Babür yönetiminin önemli merkezlerinden biri hâline gelmesiyle saray atölyelerinde (karkhana) son derece nitelikli kumaşların üretildiğini söyledi. Saray erkânı için dokunan malmal khas kumaşlarının, bu sanatın ulaştığı seviyeyi ortaya koyduğunu ifade etti. Babür İmparatoru Alemgir Şah'ın kızının yedi kat Jamdani kumaş giymesine rağmen kumaşın olağanüstü inceliği nedeniyle sarayda tartışma konusu olduğunu aktaran Das, 18. yüzyıl yazarı Edward Baines'in bu dokumayı “insanlar tarafından değil, ancak periler ve örümcekler tarafından üretilebilecek bir sanat eseri” olarak tanımladığını hatırlattı. Sanayi Devrimi sürecinde İngiliz Doğu Hindistan Şirketi'nin Bengal'deki geleneksel dokuma sektörüne yönelik politikalarının üretimi olumsuz etkilediğini belirten Das, Manchester'daki fabrikaların ürünlerine pazar oluşturulması amacıyla yerel el dokumacılığının baskı altına alındığını dile getirdi. İngiltere'nin 1772 yılında el dokuması muslin ve Jamdani kumaşlarının ithalatına yönelik yasaklar uyguladığını aktaran Das, sömürge döneminde dokumacıların şiddete maruz kaldığını, tezgâhların tahrip edildiğini ve üretim geleneğinin büyük zarar gördüğünü ifade etti. Dokumacıların ellerinin kesildiğine ilişkin anlatımların da bu dönemin sömürgeci baskılarını ortaya koyan tarihsel aktarımlar arasında yer aldığını belirtti. 1947 yılında Hindistan'ın bölünmesinin ardından bazı dokumacı ailelerin Batı Bengal'e göç ederek Phulia, Shantipur ve Dhaniakhali gibi merkezlerde üretimi sürdürdüğünü belirten Das, Dhakai Jamdani geleneğinin ise Bangladeş'te yaşatılmaya devam ettiğini söyledi. Geleneksel Jamdani dokumacılığının 2013 yılında UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Listesi'ne alındığını, 2016 yılında ise coğrafi işaret tescili kazandığını aktardı.

İpek Yolu üzerinde ticaret ve kültürel etkileşim

Klasik İpek Yolu anlayışının yalnızca ipek ticareti üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Das, pamuklu kumaşların da tarih boyunca geniş ticaret ağları aracılığıyla farklı coğrafyalara ulaştığını ifade etti. Bengal ve Kuzey Hindistan'da üretilen pamuklu dokumaların Orta Doğu, Osmanlı coğrafyası ve Avrupa'ya taşındığını anlatan Das, ticaretin yanı sıra dokuma teknolojilerinin de farklı medeniyetler arasında dolaşıma girdiğini kaydetti. Yatay dokuma tezgâhının 11. yüzyılda, çıkrığın ise 13 ve 14. yüzyıllarda Batı Asya ve İran üzerinden Hindistan'a ulaşmasının bölgedeki dokuma teknolojilerini etkilediğini belirten Das, bu gelişmelerin kültürler arasındaki karşılıklı etkileşimin önemli örnekleri olduğunu söyledi. Babür dönemindeki ticaret yollarının Dakka, Delhi, Kabil, Kandahar, Multan ve Surat gibi merkezleri birbirine bağladığını belirten Das, Babür Şah'ın Babürname adlı eserinde Kabil ve Kandahar'daki kervan pazarlarında Hint muslin kumaşlarına ilişkin kayıtların bulunduğuna dikkat çekti. Bu ticaret ağının Anadolu'ya uzanan güzergâhının ise Tebriz, Erzurum, Erzincan, Sivas, Kayseri ve Konya üzerinden şekillendiğini aktardı. Kervansarayların yalnızca tüccarların konakladığı yapılar olmadığını ifade eden Das, bu mekânların farklı kültürlere ait motiflerin, desenlerin ve sanat anlayışlarının karşılaştığı alanlar olduğunu söyledi. Babür dönemindeki Cihangir devrine ait kervansarayların çini süslemelerinde yer alan vazo ve çiçek panelleri ile çok köşeli yıldız motiflerini örnek gösteren Das, Hindistan'daki Sarai Amanat Khan ve Doraha gibi yapıların süslemeleriyle Anadolu'daki Manisa Yeni Han ve Beyşehir Eşrefoğlu Hanı gibi yapıların estetik özellikleri arasında benzerlikler bulunduğunu vurguladı. Seminerde, İslam ve Osmanlı sanatında kullanılan motiflerin Bengal dokumalarına yansımaları da ele alındı. Prof. Dr. Das, bu süreci kültürel unsurların farklı coğrafyalarda yeniden yorumlandığı bir “çift çeviri” olarak değerlendirdi. Osmanlı sanatında önemli bir yere sahip olan lale motifinin tasavvufi anlamlarına değinen Das, ebced hesabında “Allah” kelimesiyle aynı sayısal değere (66) sahip olan lalenin, farklı coğrafyalarda sanatsal ve kültürel anlamlar kazandığını ifade etti.

Tülbentten Tulip'e uzanan kelime yolculuğu

Prof. Dr. Das, seminerde kumaş, çiçek ve şehir isimlerinin tarih boyunca farklı dillerde geçirdiği dönüşümlere de örnekler verdi. Farsça “dolband” kelimesinin Osmanlı Türkçesinde “dülbend”, Türkçede ise “tülbent” biçimini aldığını anlatan Das, Avrupa dillerindeki “tulip” kelimesinin de Osmanlı coğrafyasında görülen lalenin türbana benzetilmesiyle ortaya çıktığına ilişkin etimolojik açıklamaları paylaştı. Muslin kelimesinin Musul kentinden türemesi gibi örneklerin, ticaret yollarının yalnızca ürünleri değil, kelimeleri ve kültürel unsurları da taşıdığını gösterdiğini belirten Das, Türkçede kullanılan “Kendini bulunmaz Hint kumaşı zannediyor” deyiminin de Bengal'in nadide pamuklu dokumalarının tarihsel değerini hatırlatan kültürel bir ifade olduğunu dile getirdi. Akademisyenlerin, öğrencilerin ve davetlilerin katılımıyla gerçekleştirilen seminer, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi. Programın sonunda ASÜ SBE Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Uğur Yıldız, katkılarından dolayı Prof. Dr. Arindam Das'a teşekkür belgesi takdim etti. YÖK Bilim Kafe Sorumlusu Doç. Dr. Ergin Altunsabak ise günün anısına Prof. Dr. Das'a plaket verdi.

 

273